BUNUN NERESİ MASAL (Yazan; DİLEK SAĞLIK)
Bir varmış, bir yokmuş. Ne olmuş yani? Bir öykü, bir roman da böyle başlayamaz mıymış? Madem ki hayat böyleymiş, insan ömrü bir göz açıp kapayıncaya kadarmış, çok da ciddiye almamalıymış, bugün varız yarın yokuz diye insana dair ne varsa gerçeküstü bir anlatı içerisinde yaşadığımızı düşünelim.
İpek, ne zaman bir roman yazmak istediğini düşünse bu cümleler kafasında dönüyordu ve illa ki söze böyle başlamak istiyordu. Sonunda emekli olmuş, nihayet evde bilgisayar başına oturabilmişti. Ancak belki de bu taze emeklilik yüzünden, geçmişte olan bitenlerin muhasebesini yapıp durmayı da bırakamıyordu. İlk paragrafı yazmayı bitirdiği anda kapı çaldı. Kalktı, elektrikçi ya da sucu kapı açtırmak istiyordur diye düşünerek acele etmeden gitti, kapıyı açtı. Karşısında kardeşini görünce şaşırdı. Oğlum hayırdır, sabah sabah, ne oldu? diye endişe ve merakla sorular sorarken bir yandan da kardeşinin paltosunu çıkarıp içeri girmesine yardımcı oldu.'_Aman hayır be abla yaaa, dur bi anlatmamı bekle yaa..'diyen kardeşinin yüzünü süzdü, gözlerini kısarak, şöyle bi uzun uzun... İçi biraz rahatlamış olsa da heyecanı tam geçmeden , '_Hadi anlat bakalım ergenliği bir türlü bitmeyen kardeşim benim dedi.'_Abla bak dalga geçeceksen giderim, kırk yılda bir yardımın lazım oldu..' diyen kardeşi Yiğit'in lafı biter bitmez yelkenleri suya indirdi;
_Tamam ablasının bir tanesi ama sen de 45 yaşına geldin hala bir tane olgun davranışın yok kuzum benim, sen de azcık bize hak ver.
_Tamam abla ben de olgun biri olmaya adım atmak için yardım istemeye geldim işte..
_Nasıl bir yardım?
_Benim bir kız arkadaşım var abla..
_Oğlum bir değil iki değil, senin çok kız arkadaşın var?
_Abla yaa anla işte, bu kızla evlenmeyi düşünüyorum..
_İnşallah o da öyle düşünüyordur Yiğitciğim ve inşallah seni iyi tanımıştır.
_Ablam bana güvenmezse ben nasıl evlenirim ama yaaa..
_Öyle olsun Yiğitciğim de, bugüne kadar vermediğin güvenleri ne yapayım ben? Elimde çokça var da...
_Sen de eskileri çok biriktiriyorsun abla yaa, at kurtul onlardan artık..
_İyi hadi bakalım, öğrenilmiş çaresizliğimi bir kenara koydum, merak ettim, nasıl bir yardım istiyormuş benim paşam?
_Ablaaaa...
_Tamam canım tamam, sustum bak deyip ağzında fermuar varmış da kapatıyormuş gibi yaptı.
_Anlayacağın ablaların güzeli, bu kızın ailesinin evlenmemize razı olması için, benim üniversite mezunu olmam, ailecek tanıdıkları olmamız, bir de Çerkez olmamız lazımmış...
Ablası kaşlarını neredeyse alnının son sınırına kadar kaldırıp gözlerini pörtleterek Yiğit'e baktı. Başını öne eğerek yutkundu. '_Kırk sevgili, elli tane iş değiştirdin, üniversiteyi de beş yıl birinci sınıfta oyalanıp terk ettin, hala ailenle yaşıyorsun, hadi dişini sıkar iki yıl üniversite okursun, bir yolunu buluruz ailecek tanışırız, Çerkezliğimiz nasıl olacak kuzum?'
Yiğit yanaklarını şişirip ağız dolusu bir offff püskürdü. Ablası iki eliyle yüzünü yıkar gibi şöyle bir sıvazladı, derin bir nefes alıp verdi;
_Ay yani filmlerdeki gibi klasik kayınpedere onun istediği gibi biriymişsin numaraları..Yiğitciğim çok ciddi söylüyorum bak böyle olmaz, illa ki bir yerden ortaya çıkar, kurmak istediğin köprüler yıkılır, yazık olur. Hem bu kız arkadaşın ne diyor böyle numaralar yapmana? Hele geçmişin konusunda onun da bilgisi yoksa yandın sen..
_Her şeyimi biliyor bi kere...
_E güzel, öyleyse o konuşsun ailesiyle, seviyorum, evlenmeye karar verdim dedikten sonra itiraz etmezler herhalde? Bu zamanda? Sonra birden yine panikleyerek; _'_Bana bak Yiğit kız 18 yaşından küçük deme sakın?'
_İyi artık abla yaa, bi sapık yerine koymadığın kaldıydı, pes artık.. Ya ablacım bak Esranaz'ın ailesi Çerkez ve ee bu arada adı Esranaz derken ablası dayanamayıp araya girdi;'_ Memnun olacağız inşallah..'
Yiğit gözlerini yana doğru devirip devam etti;' _Esranaz'ın iki ablası daha var ve babasının katı şartları yüzünden onlar bir türlü evlenememiş. Esranaz da bu katı şartları saçmalık olarak görüyor ama ailesini de kırmak, üzmek istemiyor. Bu kadar basit.'
_E bu kadarı basit olabilir güzel kardeşim, sonradan yalan söylediğiniz anlaşılır da küserse babası örneğin, mesela, misal? Sonrasını da düşündünüz mü iyice?
_Ablaların güzeli, içim sıkıldı yahu, şöyle gazlı bir şeyler var mı içmek için?
_Şimdi gel de söyleme; daha bu kadarcık konuşmaya sıkılırsan bu evlilik işini nasıl kotaracaksın kuzum yaa diye söylenerek buzdolabından soda ve limon çıkardı, limonu dilimledi, büyük bir bardakta sodayı biraz soğuk suyla karıştırdı, limon dilimleri ekleyip kardeşine verdi.
_Ha bunca anlattın da benden ne istediğini söylemedin?
-Yani annemle babama durumu anlatıp, güzel güzel sakin sakin ikna edersin işte..
Gözlerini kısıp alt dudağını sarkıtarak ;'_Tabii canım ben edebiyatı, tiyatroyu severim, bu da bir çeşit tiyatro olacağına göre...' derken daha sözünü bitirmeden Yiğit ablasının boynuna atıldı, işte bu yaaa diye sevinçle bağırdı...
_Oğlum bi dur, bi de ergenliğin bitmedi deyince kızıyorsun, o kadar kolay mı yaa..Annem belki bir derece de babamı nasıl ikna ederiz? Kucağıma attığın topun ağırlığının farkında mısın sen? Hem bu kızcağız demez mi şu kadarcık sorunu bile ablasının yardımı olmadan çözemeyen adam evlenince ne yapacak diye..
_Abla vallahi bu sefer günahımı alıyorsun, Esranaz dedi git ablana danış diye...
Ablası elini alnına götürdü, sıkıntıyla saç diplerini kaşırken kısık sesle söylendi; '_eyvaahh, al birini, vur öbürüne..'
_Duydum abla diye kızdı Yiğit..
_E Yiğitciğim şimdi şapkanı önüne koy düşün, katı düşüncelerinden hiç bir şekilde esnemeyen bir ailesi varsa Esranaz kızımızın, bir sonraki kararınız da babasının talebine aykırı olursa ne yapacaksınız, her açmaza düştüğünde senden bir fedakarlık mı beklenecek, her türlüsüne hazır ve razı mısınız? Konuştunuz mu bunları?
_Valla bana kalırsa biz ne istersek onu yaparız, nikahı da kıyar, karım der, alır giderim de..
_E gidemiyorsun işte..
_Abla sen önce bir annemlerle konuş bakalım, lütfen, rica ediyorum, ben de onlar kırılmadan, üzülmeden bu iş hallolsun istiyorum, ne yapsam kızıyorsunuz, bu sefer önce sana geldim bak ne olur anla beni..
_Bir düşünelim ablacım, dur bakalım, acele etme.
Yiğit de 'hadi ablaların en İpeği, göreyim seni' diye ablasını alnından öptü, benim artık gitmem lazım dedi, paltosunu aldı, gitti. İpek o gün evin içinde otomatik bir makineymiş gibi günlük işlerini yaptı ama öyle çok düşündü ki ne yaptığının hiç farkında olmadı..
Akşam eşi gelip de olanları öğrenince ilk sözü şu oldu; '_Çocuk bunlar...' Çayını aldı, koltuğuna yerleşirken , '_Ne istiyorsanız yapın, ben karıştırmayın da' dedi. İpek de aldı çayını eline ama oturamadı, evde dolandı, o dolandıkça düşünceler de kafasında dolandı, en sonunda telefonu eline aldı, kardeşine bir mesaj attı; _'_En güzeli kardeşim önce ben bir tanışayım Esranaz kızımız ile, sen bir buluşma ayarla, tamam mı? Çok net bir cevap geldi; sadece başparmağın havada olduğu, tamam anlamına gelen bir işaret!
Hafta sonu gelince kardeşinden bir mesaj aldı İpek, yakındaki bir alışveriş merkezinde olduklarını haber veriyordu Yiğit, uygunsan gel diyordu. Apar topar hazırlandı, bir buluşma ayarlamasını isterken kastettiği böyle bulundukları yere, aniden çağrılmak değildi ama demir de tavında dövülürdü. Ah Yiğit ah! Davranışlarına kızdığımız için şikayet edeceğine davranışlarına dikkat etsen biraz diye söylene söylene çıktı evden. Alışveriş merkezine geldiğinde kardeşini aramak için telefonu eline aldı ve tam o anda telefon sanki bir veda öpücüğü verir gibi parlayıp söndü, şarjı bitmişti. Hay Allah'ım, acele işe...deyip koşa koşa bir telefoncu aradı, buldu, bir taşınabilir şarj cihazı, bir de kablo aldı, telefonunun biraz kendine gelmesini beklerken serin, sakin, kuytu bir yer aradı, buldu , sanki saatlerce gecikmiş gibi bir sıkıntı doldu içine, tüm bunlar olurken kan ter içinde kalmıştı, kardeşini arayınca Yiğit hemen açtı telefonu, neredesin abla ya diyerek sinirli sinirli. Oğlum geldim de telefonumun ş.. cümlesini bitirmesini beklemeden Yiğit başladı konuşmaya ağlamaklı ağlamaklı, '_Terk ettim onu abla ya, bir başkası daha varmış..' '_Yiğit neredesin ,yanına geleyim, bekle beni.' deyip onun yanına gitti İpek.
Efendim bunlar İpek Ablalarının gelmesini beklerken oturdukları kahvede yanlarına Esranazın bir kız arkadaşı gelmiş, kızlar daha selamlaşıp öpüşürlerken bu arkadaş Yiğit'e dönüp de '_Ender değil mi, Esranaz çok bahsetti sizden' demez mi! Yiğit, kim bu Ender diye sorunca o boşboğaz kız arkadaş hemen toz olmuş, Esranaz dur anlatayım deyip, hiç de sıkılmadan bir erkek arkadaşı daha olduğunu, ikisini de sevdiğini, zamanla Yiğit'i daha çok beğenip sevmesine rağmen Ender'den ayrılmak için de bir türlü bahane bulamadığını, zaten uzun süredir görüşmediğini, falan anlatmış. Bu falan kısmı, artık Yiğit'in algılamadığı kısımmış. Lafın orasından sonrasını hatırlamıyormuş. Artık evlenmeyi düşünürlerken bu ne pervasızlık, bu ne saygısızlık, bu ne pişkinlikmiş...Yiğit'in bu son söylediklerinden sonrasını da İpek algılayamadı. Bir an dondu kaldı.
Okuduğu kişisel gelişim kitapları, üzgün birisinin derdini dinlerken, yorum yapmadan, karşısındakinin duygularını inkar etmeden dinlemek gerektiğini anlatıyordu. Ama o anda kardeşini bir güzel pataklamak, kuş olup uçup annesini babasını oraya getirip o andaki durumunu göstermek, bir sürü bir sürü şey söylemek istedi. Bu kadar üzüntülüyken yeri değildi tamam ama o da insandı sonuçta. Biraz kendine gelince, kardeşinin bir psikolojik yardım almasını sağlamaya kesin karar verdi. Oğullarına bu güne kadar toz kondurmayan ailesini asıl bu konuda ikna edecekti. Biraz yiyip içtikten sonra Yiğit daha iyi göründü gözüne. Nasılsın diye sorunca da '_İyiyim ya, gelene ağam, gidene paşam boş ver' cevabını aldı. Yiğit'i iyi tanımasına rağmen yine de şüpheyle kardeşinin gözlerine baktı İpek. Bu kadar mı yani diye düşündü. Hız çağının hızlı aşkları bu kadar mı? Kardeşini yalnız bırakmaya cesaret edemedi, epeydir görüşememiştik, annemi bir göreyim deyip anne ve babası ile birlikte yaşadıkları eve götürdü, biraz havadan sudan sohbet ettiler. Olan biteni anlatmayı daha uygun bir zamana bırakıp onlardan ayrıldı.
Eve gelip üstünü başını değiştirdikten sonra çalışma masasına oturup, bilgisayarını açtı. En son ne yapıyordum ki ben diye düşündü. Dosyalarının arasında Roman yazılı olanı görünce hatırladı bir roman yazmak istediğini. Dosyayı açtı, hemen giriş cümlesi olarak hazırladığı satıra geldi, öfkesini klavyenin tuşlarından çıkarırcasına hem hızla yazdıklarını sildi, hem söylendi; '_bir varmışmış da bir yokmuşmuş da, hayat da bir anlıkmış da.....'